Ramazan ayına elhamdülillah yarın teravih namazıyla başlıyoruz. Kavuşturana şükürler olsun.

Ankara’da belediyeler iftar çadırı kuruyor, sivil toplum kuruluşları da aynı gayretle sahada.

Kazanlar kaynıyor, sofralar kuruluyor, dualar ediliyor. Her şey güzel…

Fakat küçük bir detay var:
Ankaralı o sofraya yetiştirecek mi ?

Başkentte akşam trafiği artık navigasyon uygulamalarının bile “Ben karışmam” dediği bir noktaya geldi.

İftar saati yaklaşırken direksiyon başındaki vatandaşın gözü bir yandan yolda, bir yandan saate, bir yandan da navigasyonda:
“Varış süresi: 1 saat 12 dakika.”
Ev 9 kilometre.


Ankara trafiği öyle bir hâl aldı ki, insan iftarı hurmayla değil, korna sesiyle açacak neredeyse.

Madem iftar çadırları kuruluyor, madem sosyal belediyecilik konuşuluyor…

O zaman küçük ama yerinde bir öneri:
Trafikte iftariyelik dağıtılsın.
Kırmızı ışıkta bekleyen araçlara su ve hurma uzatılsın.

“Abi yeşil yanmadan yetişir misin?” telaşı yerine, “Buyurun iftariyeliğiniz” sürprizi yaşansın.

Hatta bir adım daha ileri gidelim.
7 yıldır “Yol yapmakla trafik rahatlamaz” diyen Sayın ABB Başkanı Mansur Yavaş talimat versin;

EGO otobüslerinde iftariyelik dağıtılsın.

Otobüste anons yapılsın:
“Sayın yolcularımız, birazdan iftar saatine gireceğiz. Sağ şeritte ilerleyemiyoruz ama hurmalar birazdan aranızda dolaşacaktır.”

İnanın, Ankara’da en hızlı dağıtım ağı şu an trafik zaten.

Herkes sabit. Kaçan yok.

Şaka değil, bu Başkentin gerçeği.

Ramazan empati ayıdır. İftar çadırı kıymetlidir ama direksiyon başındaki insan da bu şehrin gerçeğidir.

Sofra kurmak güzel; o sofraya yetişemeyeni düşünmek daha da güzel.

Belki trafik bir günde çözülmez.
Belki yollar bir anda açılmaz.
Ama bir bardak su, bir hurma, bir tebessüm…

İşte o, Ankara trafiğini bile yumuşatır.

Hayırlı Ramazanlar.