Alzheimer hastaları ve yakınlarının yaşadığı oldukça ağır ama, sessiz yükü hafifletmeyi amaçlayan Etimesgut Alzheimer Merkezi’nin temeli atıldı; bu proje, yalnızca bir yapı değil, unutmanın karanlığına karşı insanı merkeze alan bir dayanışma adımı olarak öne çıkıyor.
İnsan bazen en büyük kaybı, birini tamamen yitirmeden önce yaşamaya başlıyor…
Özellikle söz konusu Alzheimer ise…
Çünkü bu hastalık, yalnızca hafızayı değil; anıları, alışkanlıkları, bakışları, hatta insanın kendisine ait parçaları da yavaş yavaş alıp götürüyor. Bir annenin evladının adını unutması… Bir babanın yıllarca emek verdiği hayatını hatırlayamaması… Aynı cümlenin defalarca tekrar edilmesi… Ve en acısı da insanın, sevdiği kişinin gözlerinin içine bakıp artık orada eski tanıdık ışığı görememesi…
Alzheimer; sadece hastayı değil, tüm aileyi sessizce yoran ağır bir yaşam sınavı…
Bu nedenle bugün modern dünyada yalnızca tıbbi bir hastalık olarak değil; aynı zamanda sosyal, psikolojik ve toplumsal yönleri olan önemli bir mesele olarak görülüyor. Özellikle yaşlanan nüfusla birlikte her geçen yıl daha fazla ailenin hayatına dokunan bu hastalık, beraberinde büyük bir bakım yükünü de getiriyor. Çoğu zaman hayatını ailesine adayan kadınlar, hasta yakınları ve bakım veren bireyler sosyal yaşamdan uzaklaşıyor, tükeniyor, yalnızlaşıyor…
İşte tam da bu noktada, yerel yönetimlerin yalnızca fiziki hizmetler değil; insana dokunan sosyal projeler üretmesi büyük önem taşıyor.
Ve Etimesgut’ta geçen gün atılan temel, aslında tam da bu vicdani ihtiyacın karşılığı oldu…
Etimesgut Belediye Başkanı Erdal Beşikcioğlu öncülüğünde hayata geçirilen Alzheimer Merkezi, yalnızca bir bina projesi değil; unutmanın karanlığına karşı dayanışmanın ışığını yakan çok anlamlı bir sosyal destek projesi olarak dikkat çekiyor.
Etimesgut Belediyesi’nin sosyal belediyecilik anlayışı doğrultusunda projelendirdiği merkezde, Alzheimer hastalarının gündelik yaşamlarını daha güvenli ve daha konforlu sürdürebilmeleri hedeflenirken; ailelerin üzerindeki fiziksel ve psikolojik yükün hafifletilmesine yönelik çalışmalar da yürütülecek.
Merkez; yalnızca bakım hizmeti sunan bir alan değil…
Aynı zamanda nefes alınabilen, sosyalleşmenin desteklendiği, hastaların hayattan kopmadan üretmeye ve yaşamın içinde kalmaya teşvik edildiği bütüncül bir dayanışma merkezi olacak.
Açık konuşmak gerekirse; böylesine insana dokunan projeler artık belediyeciliğin en kıymetli tarafını oluşturuyor.
Çünkü bir şehri sadece yollar, binalar ya da meydanlar büyütmüyor…
Asıl büyüten şey; vatandaşın en zor anında yanında durabilmek.
Etimesgut Belediyesi’nin bu projeyi hayata geçiriyor olması da tam olarak bu nedenle oldukça kıymetli. Özellikle Alzheimer gibi çoğu zaman evlerin içinde sessizce yaşanan bir mücadeleyi görünür hale getirmek, hasta yakınlarının yükünü paylaşmaya talip olmak ve “yalnız değilsiniz” diyebilmek son derece anlamlı…
Temel atma töreni sırasında ben de oldukça duygu dolu anlar yaşadım. Çünkü yapılan konuşmaların satır aralarında yalnızca bir proje değil; gerçek hayatlar, kayıplar, acılar ve verilmiş sözler vardı…
Tören sonrası mikrofonumu uzattığım Erdal Beşikcioğlu ise aslında bu merkezin neden kendisi için bu kadar özel olduğunu anlatırken zaman zaman duygularını gizlemekte zorlandı.
“Göreve başladığımdan beri en mutlu günlerimden biri bugün” diyordu…
Ama onu asıl etkileyen şey, seçim döneminde verilen bir sözün tutulmuş olması değildi yalnızca.
Bu merkezin, kişisel hayatında çok derin bir karşılığı vardı.
Çünkü kendisi de babasını Alzheimer nedeniyle kaybetmiş bir evlattı…
Ve anlattığı o gece, törende bulunan herkesin yüreğine dokundu.
Babası hayatını kaybettiğinde kendi kendine bir söz verdiğini söyledi Başkan Beşikcioğlu…
“Öyle bir merkez açacağım ki, belki acıyı tamamen ortadan kaldıramayacağız ama insanların yükünü hafifleteceğiz…” sözleri aslında bugün atılan temelin en güçlü özeti gibiydi.
Belki de bu yüzden bu proje, sıradan bir belediye yatırımı gibi görünmüyor.
Çünkü bazen bir insanın yaşadığı acı, binlerce insanın hayatına umut olabiliyor…
Başkan Beşikcioğlu’nun özellikle “dayanışma” vurgusu yapması da dikkat çekiciydi. Alzheimer’ın farklı evreleri olduğunu anlatırken, merkezin özellikle hastalığın başlangıç sürecindeki bireylerin sosyal yaşamdan kopmaması adına önemli bir rol üstleneceğini ifade etti. Hastalara çeşitli sosyal görevler verilerek üretkenliklerinin destekleneceğini, ailelerin üzerindeki bakım yükünün hafifletileceğini ve özellikle kadınların yaşamın içinde daha aktif kalabilmesine katkı sağlanacağını anlattı.
Bütün bu hikâyenin sonunda geriye kalan şey aslında çok yalın ama çok derin bir hakikatti: İnsan, en çok da yalnız bırakılmadığında iyileşir. Etimesgut’ta temeli atılan bu merkez, sadece bir proje değil; hafızasını yitirenlere karşı bir vefa, onların yanında dimdik duran ailelere karşı bir omuz, sessizce ağırlaşan hayatlara karşı bir dayanışma sözüydü. Belki Alzheimer hastalığını durdurmak mümkün olmayacak… ama onun yarattığı yalnızlığı biraz olsun azaltmak, bir evin içinde yükselen sessiz çığlığı duyabilmek ve “biz buradayız” diyebilmek mümkün. Ve bazen bir şehrin en büyük eseri de tam olarak budur.
Mukadder ben; insanı merkeze alan bu duyarlı yaklaşımı ve toplumun en kırılgan alanlarından birine dokunan bu kıymetli projeyi hayata geçiren kıymetli başkan Erdal Beşikcioğlu'nu ve emeği geçen herkesi yürekten takdir eden...
Sevgilerimle...