Ak Parti Ankara İl Teşkilatını ziyaret ettik, Başarılı Teşkilat başkanı Erhan Sarıgöl ile kahvelerimizi yudumlarken binada hummalı bir çalışmanın hazırlığına şahit olduk.
Sarıgöl bir taraftan bizimle sohbet ederken diğer yandan telefonlara cevap veriyor, odaya girenlere talimatlar yağdırıyordu. Meseleyi anladım. Tatlı telaşı gördüm.
14 Ağustos 2026... Türk siyasi tarihine not düşülecek önemli tarihlerden biriydi
AK Parti, siyasi yolculuğunun 25. yılını, yani çeyrek asrı Ankara'da Başkent Millet Bahçesi'nde düzenlenecek büyük bir programla kutlamaya hazırlanıyordu.
"Güvenli Liman Türkiye" teması ve "Milletimizle çeyrek asır, Türkiye geleceğe hazır" sloganıyla gerçekleştirilecek kutlamalar, yalnızca bir kuruluş yıl dönümü değil; aynı zamanda son 25 yılın muhasebesinin yapılacağı ve gelecek dönemin vizyonunun paylaşılacağı önemli bir buluşma olacaktı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yapacağı konuşma, gecenin en dikkat çeken bölümü olacak. Erdoğan'ın geride kalan çeyrek asrı değerlendirirken "Türkiye Yüzyılı" vizyonu doğrultusunda gelecek 25 yılın hedeflerini de açıklaması bekleniyor. Sadece geçmişe dönük bir değerlendirme değil, geleceğe yönelik güçlü mesajlar da bu konuşmanın merkezinde yer alacaktı.

Kutlamalar bununla da sınırlı değil. AK Parti'nin 25. yılına özel basılan hatıra parası tanıtılacak, özel olarak hazırlanan 25. Yıl Marşı ilk kez seslendirilecek, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kendi sesinden okuduğu şiir albümü kamuoyuyla buluşacak. Bunlar, siyasi bir organizasyonun ötesinde, kurumsal hafızayı ve ortak aidiyet duygusunu pekiştirmeye yönelik sembolik adımlar olarak öne çıkacak.
1-14 Ağustos tarihleri arasında Türkiye'nin 81 ilinde gerçekleştirilen vefa toplantıları da dikkat çekici. Kurucu üyeler, eski yöneticiler ve teşkilat mensupları aynı çatı altında buluşurken, sosyal medya kampanyalarıyla son 25 yılın icraatları yeni nesillere aktarılıyor. Geçmişe duyulan vefanın geleceğe uzanan bir köprüye dönüştürülmesi hedefleniyor.
Çevreye yönelik 25 milyon fidan dikme hedefi ise kutlamalara farklı bir anlam katıyor. Bir siyasi partinin kuruluş yıl dönümünü yalnızca salon programlarıyla değil, doğaya bırakılacak kalıcı bir eserle taçlandırması, gelecek nesillere yönelik bir sorumluluk mesajı olarak değerlendirilebilir.
AK Parti'nin 25 yıllık yolculuğuna bakıldığında, en dikkat çekici başlıklardan biri de teşkilat yapısındaki büyümedir. Bunun en somut örneği Ankara'da görüldü.

AK Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan'ın açıkladığı verilere göre, Ankara'daki parti üye sayısı 1 milyonu aştı. Bu rakam, yalnızca başkent için değil, Türk siyasi hayatı açısından da önemli bir dönüm noktasıdır.
Tam da bu süreçte Saadet Partisi'nin Türkiye genelinde 1 milyon üyeye ulaşma hedefiyle yeni bir kampanya başlatması, siyasetin ilginç bir karşılaştırmasını da beraberinde getirdi.
Bir tarafta yalnızca Ankara'da 1 milyon üyeye ulaşmış bir teşkilat...
Diğer tarafta ise Türkiye'nin 81 ilinde aynı rakama ulaşmayı hedefleyen bir siyasi parti...
Başında Hakan han Özcan gibi deneyimli bir siyasetçinin başında olduğu Ak Parti Ankara Teşkilatının ne kadar başarılı olduğunu gösteren bir ölçü değil mi ?
Bu tablo, yalnızca rakamların değil, teşkilatlanma kapasitesinin, saha hâkimiyetinin ve toplumla kurulan bağın da bir göstergesi olarak okunabilir. Elbette demokrasilerde son sözü sandık söyler. Ancak güçlü teşkilatlar, güçlü siyasi hareketlerin en önemli dayanaklarından biridir.

AK Parti'nin çeyrek asrı geride bırakması, sadece uzun süre iktidarda kalmış bir partinin hikâyesi değildir. Aynı zamanda Türkiye'nin son 25 yılında yaşanan dönüşümlerin, siyasi istikrar arayışının, altyapı yatırımlarının, savunma sanayiindeki atılımların, sağlık ve ulaşım alanındaki değişimlerin de bir parçasıdır. Bu süreç elbette eleştirilerden, tartışmalardan ve farklı görüşlerden bağımsız değildir.
Ancak çeyrek asırlık bir siyasi hareketin Türkiye'nin yakın tarihine damga vurduğu da inkâr edilemez.
14 Ağustos'ta Başkent Millet Bahçesi'nden verilecek mesajlar, sadece bir kutlamanın değil, yeni dönemin de başlangıç işareti olacaktır. Geçmişin tecrübesiyle geleceğin hedefleri aynı sahnede buluşacak; "Türkiye Yüzyılı" vizyonunun ikinci çeyrek asrı için yeni bir sayfa açılacaktır.
Çeyrek asır geride kaldı.
Şimdi gözler, Türkiye'nin önümüzdeki 25 yılına çevrilmiş durumda.
