Deniz Göktaş isimli "sözde" komedyen Kur’an-ı Kerim ile dalga geçmiş, İslam'ın kutsal değerlerini tiye aldığı görüntüler sonrası kamuoyunda tepkiler çığ gibi büyümüştü.

"Ölü Deniz" isimli stand-up gösterisindeki ifadeleri nedeniyle hakkında soruşturma başlatılan Deniz Göktaş, Temmuz 2026 başında yurt dışı tatili dönüşünde İstanbul Havalimanı'nda gözaltına alınmıştı.

Emniyet ve adliyedeki işlemlerinin ardından çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği tarafından tutuklanmasına karar verilmişti.

Mahkeme, Göktaş'ın gösterisindeki ifadelerini gerekçe göstererek "Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama" ve gösterinin siyasi kısımları nedeniyle "Cumhurbaşkanına hakaret" suçlarından tutuklama kararı verdi.

Tutuklama kararının ardından Göktaş, Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde bulunan Karatepe Ceza İnfaz Kurumu'na (Kuyu Tipi Cezaevi) gönderilmişti.

Türkiye nüfusunun % 99”u Müslüman olan bir ülke.

Bu toplumun ortak paydasında Kur'an-ı Kerim'e, Allah'a ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'e duyulan saygı vardır.

Bu nedenle kutsal kitabımıza yönelik olduğu düşünülen aşağılayıcı ifadelerin “mizah” başlığı altında sunulması, toplumun geniş kesimlerinde kabul görmemektedir.

Son günlerde yaşanan tartışmalar, aslında sadece bir stand-up gösterisinin ötesine geçmiş durumda.

Mesele artık “espri yapıldı mı yapılmadı mı” tartışmasından çıkmış, toplumun manevi değerlerine nasıl yaklaşıldığı sorusuna dönüşmüştür.

İfade özgürlüğü demokratik hayatın temelidir. Ancak özgürlüğün olduğu yerde sorumluluk da vardır.

Bir milletin kutsal kitabını alaya alan veya bu şekilde algılanan ifadeler, milyonlarca insanın vicdanını yaralıyorsa burada toplumun hassasiyetini görmezden gelmek mümkün değildir.

Asıl dikkat çekici olan ise olayın siyasi boyutudur.

Kamuoyunda bazı sosyal demokrat çevrelerin bu tür olaylarda önceliği ifade özgürlüğüne vermesi, buna karşılık dini hassasiyetler konusunda yeterince net bir tavır ortaya koymaması eleştirilmektedir.

Bu durum, özellikle muhafazakâr seçmen nezdinde “dini değerlere yönelik saldırılar karşısında sessiz kalınıyor” algısını güçlendirmiştir.

Bugün sokakta konuşulan şudur: “Kur'an-ı Kerim söz konusu olduğunda siyaset üstü bir duruş sergilenmeli.” İnsanlar, siyasi görüşü ne olursa olsun herkesin kutsal değerlere saygı konusunda ortak bir tavır almasını beklemektedir.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın da uzun yıllardır yaptığı konuşmalarda milletin inanç değerlerinin korunmasının önemini vurguluyor. Bu yaklaşım, toplumun geniş bir kesiminde karşılık buluyor. Çünkü vatandaş, kendisini bir arada tutan manevi bağların zayıflatılmasına tepki gösteriyor.

Benim kanaatim nettir:

Mizah; siyaseti eleştirebilir, ekonomiyi eleştirebilir, bürokrasiyi eleştirebilir. Ancak kutsal kitabımızı, inancımızı ve manevi değerlerimizi hedef alan söylemler toplumun büyük çoğunluğu tarafından mizah değil, saygısızlık olarak görülmektedir.

Millet artık inancına yönelik en küçük saygısızlığa karşı sesini yükseltmekte, kutsallarına sahip çıkmaktadır.

Siyasetin de sanatın da bu gerçeği görmesi gerekir. Çünkü bu topraklarda birlikte yaşamanın en önemli şartlarından biri, birbirimizin kutsalına saygı göstermektir.

Ve unutulmamalıdır ki; fikir özgürlüğü ne kadar değerliyse, milyonlarca insanın inancına duyduğu saygı da o kadar değerlidir.

Türkiye eski Türkiye değil...