Türkiye siyasetinde son yıllarda dikkatimi çeken bir tablo var.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın politikalarını savunan, yaptığı icraatları anlatan ya da dış politikadaki hamlelerini destekleyen bazı isimlere karşı görünmeyen bir cephe oluşuyor. Bu cephe çoğu zaman açık açık kendini göstermiyor. Bunun yerine sessizce dışlama, itibarsızlaştırma, yalnız bırakma veya “fazla sahipleniyor” algısı oluşturma gibi yöntemlerle kendini hissettiriyor.
Peki neden?
Bir liderin ortaya koyduğu vizyonu savunmak neden bazı çevreleri rahatsız ediyor? Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın söylemlerini dile getirmek ya da politikalarını desteklemek neden bazı kesimlerde tedirginlik oluşturuyor?
Bununla da sınırlı değil. Aynı davanın içinde yer aldığını söyleyen bazı çevrelerin, samimi insanların Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ulaşmasını istemediği yönünde değerlendirmeler de yapılıyor. “Aman görüşmesin, aman derdini anlatmasın, aman yaşananları doğrudan aktarmasın” anlayışının neden ortaya çıktığı sorusu da cevap bekliyor.
Eğer gerçekten böyle bir tutum varsa, bunun sebebi nedir?
Benim kanaatim, bunun arkasında kişisel hesapların ve mevcut konumlarını koruma isteğinin olabileceğidir. Çünkü liderin sahadaki gerçekleri doğrudan duyması, doğruların aracısız şekilde kendisine ulaşması ve yaşanan sorunları bizzat öğrenmesi, bazı kişilerin kurduğu düzeni bozabilir. Doğruların ortaya çıkmasından çekinenler varsa, bundan en büyük zararı dava görür.

Bu soruların cevabı sadece muhalefette aranacak sorular değildir. Asıl üzerinde durulması gereken nokta, aynı davanın içerisinde olduğunu söyleyen bazı çevrelerde neden böyle bir rahatsızlığın hissedildiğidir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan yıllardır millete hizmet etmek için yoğun bir tempoyla çalışan bir lider. Bugün de yaşına ve zaman zaman yaşadığı sağlık sorunlarına rağmen sahada olmaya, Türkiye’nin meseleleriyle birebir ilgilenmeye devam ediyor.
Üstelik Erdoğan’ın en net mesajlarından biri de şudur: “Çalışan görevine devam etsin, yorulan ise görevi ehline bıraksın.”
Ancak bu çağrıya rağmen, halktan uzaklaşan, iletişim kurmakta zorlanan ve bulunduğu makamı bir sorumluluktan çok ayrıcalık olarak gören isimlerin varlığı da kamuoyunda sıkça tartışılıyor. Daha da dikkat çekici olan ise, süreçleri tıkayanların sonrasında “Ben hiçbir şey yapmadım, aksine yardımcı oldum.” diyerek sorumluluktan kaçmaya çalışmalarıdır.
Bir siyasi hareketi zayıflatan şey eleştiri değildir. Asıl tehlike; samimi insanların önünü kesen, lidere ulaşan yolları daraltan ve dava bilincinin önüne kişisel hesapları koyan anlayıştır.
Belki de bugün sorulması gereken en önemli soru şudur:
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı savunanlardan kimler, neden rahatsız oluyor? Eğer gerçekten böyle bir rahatsızlık varsa, bunun kazananı kim, kaybedeni kim olacaktır?
Çünkü hiçbir makam, hiçbir koltuk ve hiçbir kişisel menfaat; davanın ve milletin menfaatinden üstün değildir. Lider ile millet arasına görünmez duvarlar örmek, en büyük zararı yine o davaya verir.