Temmuz ayında İstanbul ve Kuşadası'na uğraması planlanan LGBT temalı kruvaziyer gemisinin Türkiye programının iptal edilmesi, yalnızca bir rota değişikliği olarak değerlendirilmemelidir.

Bu gelişme, Türkiye'nin kendi egemenlik haklarını kullanarak aldığı bir karar olarak tarihe geçti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, son yıllarda yaptığı birçok konuşmada "Aile kurumunu hedef alan her türlü girişime karşı duracağız.", "LGBT dayatmasına teslim olmayacağız." ve "Güçlü aile, güçlü milletin temelidir." mesajlarını sık sık dile getirdi.

Hükûmet de aile yapısının korunmasını temel politika alanlarından biri olarak öne çıkardı.
İşte bu çerçevede yaşanan son gelişme, iktidarın uzun süredir ortaya koyduğu siyasi duruşun sahadaki yansıması olarak değerlendiriliyor. Türkiye'ye gelmesi planlanan organizasyona izin verilmedi, gemi rotasını değiştirdi ve planlanan etkinlikler iptal edildi.

Bir dönem uluslararası baskılar karşısında daha çekingen davranan Türkiye'den, bugün kendi hukukunu, kamu düzenini ve toplumsal hassasiyetlerini önceleyen bir Türkiye'ye gelindiğini görüyoruz.

Bu nedenle yaşananlar sadece bir kruvaziyer gemisinin rotasını değiştirmesi değildir; aynı zamanda devlet iradesinin ortaya konulmasıdır.

Demokrasi farklı düşüncelerin varlığını kabul eder. Ancak egemen bir devletin, kendi limanlarında hangi organizasyonlara izin verip vermeyeceğine karar verme hakkı da tartışmasızdır.

Benim kanaatim şudur: Son olay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın yıllardır dile getirdiği "yerli ve milli duruş", "güçlü aile" ve "LGBT dayatmasına karşı mücadele" söylemlerinin uygulamadaki yansımalarından biri olarak görülmektedir.

Türkiye, kendi kararlarını alan, kendi değerlerini önceleyen ve egemenlik hakkını kullanan bir devlettir.
Bu karada emeği geçen başta İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi olmak üzere herkese teşekkür ederiz.

Evet... Türkiye artık eski Türkiye değil.