Son dönemde yaşanan siyasi ve hukuki gelişmeler, AK Parti tabanı ile CHP/Yeni Parti tabanı arasındaki önemli bir farkı da yeniden gündeme taşıdı.
Bir tarafta AK Parti tabanının, kendi siyasi mahallesinden çıkan isimlere karşı dahi oldukça sert bir tutum sergilediğini görüyoruz.
Fatma Betül Sayan Kaya üzerinden yürüyen tartışmalarda da AK Parti tabanından yükselen tepkiler, “İstifa yetmez, ihraç edilmeli, dokunulmazlığı kaldırılmalı, hesabı sorulmalı, varsa bir hatası cezasını çekmeli, sonuna kadar gidilmeli” noktasına kadar taşınabiliyor.
Hatta daha düne kadar önce soruşturmada serbest bırakılan ama daha sonra delillerle tekrar tutuklanan Kırıkkale Yahşihan ilçesi AK partili ve CHP'li Belediye Başkanı ile birlikte isimler yok mu?
Yani kendi mahallesinden bir isim söz konusu olduğunda dahi “Bizdendir, dokunmayalım” anlayışının kabul edilmediği bir siyasi refleks ortaya çıkıyor.
Diğer tarafta ise CHP ve Yeni Parti tabanında farklı bir refleksin ortaya çıktığı görülüyor.
Belediyeler ve bazı siyasetçiler hakkında kamuoyuna yansıyan çeşitli iddialar, soruşturmalar, görüntüler ve tanık beyanları üzerinden ciddi tartışmalar yaşanıyor.
Ancak burada çok önemli bir parantez açmak gerekiyor:
İDDİA BAŞKADIR, GERÇEK BAŞKA!
Henüz hukuki süreçleri tamamlanmamış olaylar üzerinden kesin hüküm vermek son derece sakıncalıdır.
Özellikle sosyal medyada dolaşıma sokulan görüntüler, belgeler, kesilmiş videolar, anonim hesapların paylaşımları veya doğruluğu bağımsız biçimde teyit edilmemiş iddialar üzerinden insanları suçlu ilan etmek, hukuk devleti anlayışıyla bağdaşmaz.
Bir iddia ne kadar ağır olursa olsun, iddia olarak kalır.
Gerçeğin ortaya çıkacağı yer sosyal medya değildir.
Gerçeğin ortaya çıkacağı yer; delillerin değerlendirildiği, tarafların savunmalarının alındığı ve nihai kararın verildiği hukuki süreçtir.
Dolayısıyla siyasi olarak desteklediğimiz kişi hakkında ortaya atılan her iddiayı daha baştan “iftira” veya “komplo” diye reddetmek ne kadar yanlışsa, siyasi olarak karşı olduğumuz kişi hakkındaki her iddiayı doğru kabul edip daha mahkeme karar vermeden suçlu ilan etmek de aynı derecede yanlıştır.
Adalet, kişiye ve partiye göre değişmez.
İşte asıl mesele de burada başlıyor.
Bir siyasi parti, kendi mensubuyla ilgili ciddi bir iddia ortaya çıktığında “Soruşturulsun, gerçek ortaya çıksın, suçluysa gereği yapılsın” diyebiliyor mu?
Yoksa mesele “Bizim taraftaysa savunuruz, karşı taraftaysa suçlarız” anlayışına mı dönüşüyor?
Türkiye'nin bugün en fazla ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, bu siyasi refleksin değişmesidir.
Çünkü hukuk yalnızca rakiplerimiz için değil, hepimiz için vardır.
Bugün bir başkasının sosyal medya üzerinden suçlu ilan edilmesini alkışlayan kişi, yarın aynı yöntemle kendisinin veya desteklediği bir siyasetçinin hedef alınması durumunda itiraz edecekse burada ciddi bir çelişki vardır.
Siyasetin gerçek sınavı, kendi tarafımızdaki yanlışa da yanlış diyebilmek; ama karşı tarafın iddiasında da hukukun vereceği kararı bekleyebilmektir.
Ne AK Parti'de ne CHP'de ne de başka bir siyasi yapıda suç işlediği kesinleşen hiç kimse korunmamalıdır.
Ama aynı şekilde, hakkında yalnızca iddia bulunan hiç kimse de sosyal medya mahkemelerinde suçlu ilan edilmemelidir.
Çünkü sosyal medya mahkeme değildir.
Gazetecinin görevi de hüküm vermek değil; iddiayı araştırmak, farklı tarafların görüşünü almak, doğrulanabilen bilgileri kamuoyuna aktarmak ve gelişmeleri takip etmektir.
Seçmenin görevi ise sosyal medyada gördüğü her paylaşımı gerçek kabul etmek yerine, biraz daha sabırlı olmak ve hukuki sürecin sonucunu beklemektir.
Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, daha fazla siyasi fanatizm değil; daha fazla hukuk, daha fazla adalet ve daha fazla sağduyudur.
Çünkü gerçek ortaya çıktığında herkesin söyleyecek sözü olmalı.
Ve o gün geldiğinde kimsenin, “Ben bunu sosyal medyada görmüştüm, doğru sanmıştım” deme lüksü olmamalıdır.
Siyasette taraf olunabilir.
Ama adaletten taraf olmak zorundayız.
Bekleyeyim Adalet terazisi kefelerinde olayları bir tartsın sonuca ulaşsın ondan sonra kararımızı verelim.