Türkiye'de siyaset konuşulurken bazı konular vardır ki, tartışmanın tarafı olmak kadar tartışmanın üslubu da önemlidir.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı da böyle bir alanın başında geliyor.
Çünkü bu bakanlık; aile, çocuk, kadın, yaşlı, engelli ve sosyal hizmetler gibi doğrudan insan hayatına dokunan son derece hassas alanlardan sorumlu.

Dolayısıyla Aile Bakanlığı'nı değerlendirirken yalnızca siyasi tartışmalar üzerinden değil, toplumun değişen ihtiyaçları üzerinden bakmak gerekiyor.

Son yıllarda bakanlık koltuğunda görev yapan kadın siyasetçiler üzerinden zaman zaman çeşitli tartışmalar yaşandı.

Fatma Şahin, Ayşenur İslam, Ayşen Gürcan, Sema Ramazanoğlu, Fatma Betül Sayan Kaya, Zehra Zümrüt Selçuk, Derya Yanık ve Mahinur Özdemir Göktaş farklı dönemlerde bu önemli görevi üstlendiler.
Ancak burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Bu isimlerin tamamı başarısızdı demek ne doğru ne de hakkaniyetli olur.

Her bakan kendi döneminin şartları içerisinde görev yaptı. Önemli çalışmalar gerçekleştiren, sosyal politikalar alanında hizmet üreten ve devlet adına sorumluluk üstlenen isimler oldu.
Hatta bunun en somut örneklerinden biri Fatma Şahin'dir.

Fatma Şahin, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı görevinden sonra Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevini üstlendi.

Gaziantep'teki belediye başkanlığı döneminde ortaya koyduğu çalışmalarla dikkat çeken Şahin, kadın siyasetçilerin farklı alanlarda da başarılı görevler üstlenebileceğini gösteren önemli örneklerden biridir.
Dolayısıyla mesele kesinlikle “Kadınlar yönetemez” meselesi değildir.

Kadın siyasetçiler de erkek siyasetçiler de doğru görevde, doğru ekip ve doğru yönetim anlayışıyla başarılı olabilir.

Fakat yaklaşık 15 yıllık süreçte 8 bakan değişmiş olması da ister istemez üzerinde düşünülmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor.

Buradan “Bakanlar başarısızdı” sonucu çıkarmak doğru değil.

Ama şu soruyu sormak da hakkımız:
Acaba kişilerin ötesinde, bakanlığın yapısı, kadroları veya uyguladığı politikalarla ilgili gözden geçirilmesi gereken bir husus var mı?

Bence asıl tartışılması gereken nokta burasıdır.

Eğer Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nda yeni bir dönem konuşulacaksa, yalnızca “Bakan kim olacak?” sorusuna odaklanmamak gerekir.

Bakanlık kadroları da gözden geçirilmeli, aile ve sosyal hizmet politikaları da yeniden değerlendirilmelidir.

Çünkü güçlü bir bakan, tek başına güçlü bir bakanlık anlamına gelmez.

Bakanın yanında çalışan kadroların liyakati, karar alma mekanizmalarının işleyişi, sahadaki uygulamaların etkinliği ve politika üreten birimlerin toplumdaki değişimleri doğru okuyabilmesi de en az bakan kadar önemlidir.
Türkiye'nin aile yapısı değişiyor.
Gençlerin evlilik ve çocuk sahibi olma konusundaki beklentileri değişiyor.

Ekonomik şartlar, boşanmalar, doğurganlık oranları, yaşlanan nüfus, çocukların dijital dünyayla ilişkisi, çalışan anne-babaların sorunları ve aile içindeki sorumluluk paylaşımı gibi birçok yeni başlık ortaya çıkıyor.

Dolayısıyla geçmişte uygulanan politikaları aynen sürdürmek yerine, veriye dayalı, sahayı dinleyen ve geleceği öngören yeni bir aile politikası oluşturulması gerektiğini düşünüyorum.
Burada yapılması gereken geçmişi kötülemek değil, geçmişten ders çıkarmaktır.

Bir bakan değişebilir.
Ama bakanlık aynı anlayışla çalışmaya devam ederse sadece isim değişmiş olur.
Asıl ihtiyaç belki de zihniyet, kadro ve politika yenilenmesidir.
Başarılı olan kadrolar elbette korunmalı; eksik görülen alanlarda ise güçlendirme yapılmalıdır.

Çünkü devlet yönetiminde esas olan her şeyi değiştirmek değil, doğru olanı koruyup eksik olanı tamamlamaktır.

Bir başka önemli noktayı da özellikle vurgulamak gerekiyor.
Aile yapısının korunmasını sadece Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın sorumluluğuna bırakmak doğru değildir.
Bugün aileyi etkileyen en önemli alanlardan biri sosyal medya ve dijital platformlardır.

Çocuklarımız, gençlerimiz ve yetişkinlerimiz günün önemli bir bölümünü sosyal medyada geçiriyor. Aileye, evliliğe, anneliğe, babalığa ve aile içindeki değerlere yönelik olumlu veya olumsuz mesajlar milyonlarca insana çok kısa sürede ulaşabiliyor.

Dolayısıyla aileyi güçlendirmek istiyorsak sadece ilgili Bakanlığın değil; medyanın, televizyon kanallarının, eğitim kurumlarının, sivil toplum kuruluşlarının, sanatçıların ve sosyal medya içerik üreticilerinin de üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmesi gerekiyor.
Bu noktada televizyonların ve özellikle kamu yayıncılığının önemli bir rolü bulunuyor.

TRT'nin son dönemde aile ve evlilik temasını öne çıkaran yapımlara yer vermesi de bu açıdan dikkat çekici.

Örneğin “Evlilik Güzeldir” adı bile başlı başına üzerinde düşünülmesi gereken bir mesaj taşıyor.
Elbette bir televizyon dizisi tek başına aile sorunlarını çözemez.

Ama gençlere sürekli olarak evliliğin yalnızca ekonomik yüklerini, sorumluluklarını ve sorunlarını göstermek yerine; sevgi, güven, dayanışma, fedakârlık ve birlikte bir hayat kurmanın güzelliğini de anlatmak gerekiyor.

Ancak gençlerimize sağlıklı bir evliliğin ve sağlam bir yuvanın hayatın güzel taraflarından biri olabileceğini de gösterebilmeliyiz.

Sosyal medyada aileyi değersizleştiren veya aile kurumunu yalnızca sorunlardan ibaret gösteren içeriklerden rahatsızlık duyuyorsak, bunun karşısına sadece yasaklarla değil, daha güçlü, daha kaliteli ve daha olumlu içeriklerle de çıkabilmeliyiz.

Aileyi korumak bir devlet görevidir.

Ama aynı zamanda toplum görevidir.

Aile Bakanlığı üzerine düşeni yapmalı.
Eğitim sistemi üzerine düşeni yapmalı.

Medya üzerine düşeni yapmalı.
TRT ve diğer yayın kuruluşları üzerine düşeni yapmalı.

Sivil toplum kuruluşları, akademisyenler, sanatçılar ve aileler de bu sürecin parçası olmalı.
Çünkü aile sadece bir bakanlığın değil, toplumun ortak meselesidir.

Bütün bunların yanında, Aile Bakanlığı'nın başına bir erkek bakanın getirilmesi de neden tartışılmasın?

Ancak burada da “Erkek bakan gelirse sorunlar çözülür” demek doğru olmaz.

Kadın olmak başarı garantisi olmadığı gibi erkek olmak da başarı garantisi değildir.

Fatma Şahin örneği zaten bize bunun en güzel cevabını veriyor.

Aranması gereken temel kriter;
liyakat, devlet tecrübesi, adalet duygusu, toplumun bütün kesimlerini kucaklayabilme ve aile kurumunun bütünlüğünü gözetebilme kapasitesidir.


Evli, çocuk sahibi, aile hayatının sorumluluklarını bilen, toplumun farklı kesimleriyle iletişim kurabilen, geçmişinde ciddi tartışmalar bulunmayan, kadın-erkek ayrımı yapmadan adaleti esas alan bir yönetici neden Aile Bakanlığı için değerlendirilmesin?

Çünkü aile yalnızca kadınların meselesi değildir.

Aile; kadınların da erkeklerin de çocukların da yaşlıların da ortak meselesidir.

Kadını korumak kadar erkeğin sorumluluklarını güçlendirmek, çocuğun güvenliğini sağlamak kadar sağlıklı aile ortamını desteklemek de devletin görevidir.

Burada esas mesele cinsiyet değil;
ehliyet, liyakat ve adalettir.
Sonuç olarak bu yazının amacı geçmişte veya bugün görev yapan kadın bakanları başarısız ilan etmek değildir.

Özellikle Fatma Şahin örneği bize açıkça gösteriyor ki:
Başarının veya başarısızlığın ölçüsü cinsiyet değildir.

Mesele doğru insanı, doğru göreve, doğru zamanda getirebilmektir.
Ancak bir yerde sorun olduğunu düşünüyorsak bunu da konuşmaktan çekinmemeliyiz.

Bakan değişikliğinden daha önemlisi, bakanlık anlayışının gözden geçirilmesidir.

Kadro…
Politika…
Uygulama…
Denetim…
Ve toplumla iletişim…

Hepsi birlikte değerlendirilmelidir.

Türkiye'nin güçlü bir aile politikasına ihtiyacı var.

Bu politika yalnızca bir bakanlığın masasından değil, toplumun bütün kesimlerinin ortak gayretiyle şekillenmelidir.
Çünkü güçlü aile, güçlü toplum demektir.

Ve bunun yolu;
cinsiyet tartışmalarından değil, adaletten, liyakatten, istikrardan, doğru kadrolardan ve güven veren bir yönetim anlayışından geçiyor.