Bir ilin valisi…
Devleti temsil eder, hükümeti temsil eder, kamu düzeninin ve vatandaşın güveninin sorumluluğunu taşır. Bu nedenle valilik makamı, kişisel tercihlerin değil, devlet ciddiyetinin ve kamu hizmetinin makamıdır.
Peki bir vali, kişisel ilişkilerine göre hareket edebilir mi?
Örneğin bir basın mensubunun telefonuna çıkmamak, bir gazeteciyi diğerinden farklı görmek, siyasi görüşlere veya kişisel yakınlıklara göre mesafe koymak valinin tercih alanında olabilir mi?
Elbette her yöneticinin özel hayatı, kişisel tercihleri ve iletişim kuracağı kişiler konusunda belli bir takdir alanı vardır. Ancak kamu görevi söz konusu olduğunda sınır farklıdır.
Vali, kendisine ulaşan her talebi kabul etmek zorunda değildir. Her gazetecinin her sorusuna cevap vermek zorunda da değildir. Fakat kamu görevini yürütürken kişiler arasında siyasi düşüncesine, yakınlığına veya kişisel ilişkilerine göre ayrım yapma görüntüsü bile vermemelidir.
Çünkü vali sadece kendisine yakın olanların valisi değildir.
AK Partilinin de, CHP’linin de, MHP’linin de, İYİ Partilinin de; gazetecinin, esnafın, iş insanının, işçinin, çiftçinin, öğrencinin, yaşlının ve gencin valisidir.
Devlet makamlarında esas olan kişiye göre değil, kurala göre hareket etmektir.
Bir vatandaşın valiye ulaşması mümkünken başka bir vatandaşın sürekli dışarıda bırakılması, bir basın mensubunun telefonu açılırken diğerinin görmezden gelinmesi veya siyasi yakınlıklara göre farklı muamele yapıldığı izleniminin oluşması, sadece kişisel bir iletişim meselesi değildir.
Bu durum kamuoyunda devletin tarafsızlığı konusunda soru işaretleri doğurabilir.
Vali, siyasetin üzerinde ve devletin temsil makamındadır.
Siyasetçiler gelir, görev yapar ve gider.
Valiler de görev değişikliğiyle başka illere atanabilir.
Ama devlet makamlarının itibarı kalır.
Bu nedenle valinin görevi, kendisine yakın çevreyi memnun etmek değil; herkese aynı mesafede durarak kamu hizmetini yürütmektir.
Bir ilin valisi elbette eleştirilebilir. Gazeteci de valiyi eleştirebilir. Vatandaş da valiye soru sorabilir. Bunun adı düşmanlık değil, kamu hayatının doğal işleyişidir.
Hatta iyi bir yönetici, kendisini eleştiren gazeteciyi de dinleyebilendir.
Çünkü devlet yönetiminde esas olan alkışlanmak değil, doğruyu bulmaktır.
Valinin bir gazetecinin telefonuna cevap vermemesi tek başına bir suç veya hukuka aykırılık anlamına gelmeyebilir. Ancak bunun sistematik biçimde belirli kişilere veya siyasi görüşlere yönelik olduğu düşüncesi oluşuyorsa, burada kamuoyunun sorması gereken ciddi bir soru ortaya çıkar:
“Devlet makamı kişisel tercihlere göre mi yönetiliyor, yoksa herkese eşit mesafede mi duruluyor?”
Bu sorunun cevabı önemlidir.
Çünkü vali, bulunduğu ilin patronu değildir.
Vali, devletin o ildeki temsilcisidir.
Devlet ise kişilere göre değişmez.
Bugün makamda olan vali yarın başka bir yerde olabilir. Bugün yanında duran siyasetçi yarın muhalefette olabilir. Ama vatandaş ve devlet aynı yerde kalır.
Bu nedenle valilerimize düşen; kimseyle kavga etmeden, kimseyi ötekileştirmeden, siyasi hesapların dışında, herkese aynı mesafede durmaktır.
Çünkü güçlü devlet, makam sahibinin kişisel tercihleriyle değil; kurumların tarafsızlığı, adaleti ve itibarıyla güçlüdür.
Ve unutulmamalıdır:
Vali herkesin valisidir.
Kendisini destekleyenlerin değil, kendisini eleştirenlerin de valisidir.
Kendisine telefon açanların değil, kendisine ulaşmakta zorlananların da valisidir.
İşte devlet adamlığı biraz da tam burada başlar.