New York… Dünyanın gözünün çevrildiği Birleşmiş Milletler Genel Kurulu…

Devlet başkanlarının, diplomatların ve dünyanın önemli aktörlerinin aynı çatı altında buluştuğu kürsü…

Ve o kürsüde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan.

Erdoğan’ın Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndaki konuşmasının ana başlıklarından biri yine Filistin ve Gazze oldu. Ancak bu kez yalnızca Gazze’de yaşananları anlatmakla kalmadı; Birleşmiş Milletler sisteminin kendisini de tartışmaya açtı.

“Dünya beşten büyüktür” yaklaşımını yeniden gündeme getiren Erdoğan, 190’dan fazla ülkenin kaderinin beş daimi üyenin kararlarına bağlı olmasının adil olmadığını savundu. Güvenlik Konseyi’nin yapısının değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Bu, Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği bir itirazın New York’taki en yüksek uluslararası platformda yeniden ifade edilmesiydi.

Fakat konuşmanın en dikkat çeken anlarından biri Gazze başlığı açıldığında yaşandı.

Erdoğan İsrail’in Gazze politikalarını sert biçimde eleştirirken İsrail heyetinin salondan ayrıldığı görüldü.

İşte burada siyaset sahnesinin görüntüsü, bazen yüzlerce cümleden daha fazla şey anlatır.

Bir ülkenin temsilcileri, kendilerine yönelik eleştirileri dinlemek yerine salonu terk ediyor.

Peki bu görüntü ne anlama geliyor?

Bunu herkes kendi siyasi ve diplomatik penceresinden değerlendirebilir.

Ancak ortada somut bir gerçek var:

Erdoğan konuştu.

Filistin meselesini kürsüye taşıdı.

Gazze’deki insani tabloyu gündemin merkezine koydu.

Birleşmiş Milletler’in mevcut yapısını sorguladı.

Ve İsrail heyeti bu sözlerin bir bölümünde salondan ayrıldı.

Asıl dikkat çekici olan ise bunun yalnızca bir günün görüntüsü olmaması.

Erdoğan, yıllardır BM kürsüsünde Filistin meselesini gündeme getiriyor. Türkiye’nin iki devletli çözüm, 1967 sınırları ve Doğu Kudüs’ün başkent olduğu bağımsız Filistin devleti yönündeki yaklaşımı da bu çizginin önemli parçalarından biri.

Bugün gelinen noktada Gazze meselesi artık yalnızca Ortadoğu’nun değil, uluslararası sistemin de en tartışmalı başlıklarından biri.

Bir tarafta İsrail güvenlik gerekçeleriyle operasyonlarını savunuyor ve Gazze’deki soykırım suçlamalarını reddediyor.

Diğer tarafta Türkiye başta olmak üzere birçok ülke İsrail’in uygulamalarını ağır biçimde eleştiriyor ve Gazze’deki insani krizin sona erdirilmesi için uluslararası baskının artırılmasını istiyor.

Ve bütün bu tartışmaların ortasında Erdoğan’ın BM kürsüsündeki görüntüsü, Türkiye’nin Filistin politikasının uluslararası alanda yeniden görünür olduğu bir an olarak kayda geçti.

Fakat burada başka bir ayrıntı daha var.

Birkaç gün sonra aynı kürsüye İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu çıktığında bu kez farklı bir görüntü ortaya çıktı. Çok sayıda ülke temsilcisi Netanyahu’nun konuşması sırasında salonu terk ederek protestoda bulundu.

Yani BM kürsüsü bu yıl yalnızca konuşmaların değil, salonu terk etme görüntülerinin de sahnesi oldu.

Diplomaside bazen sözler kadar, o sözler karşısında verilen tepkiler de önemlidir.

New York’ta yaşananlar bize bir kez daha şunu gösterdi:

Gazze meselesi artık uluslararası siyasetin kenarında duran bir başlık değil.

BM kürsüsünün tam merkezinde.

Ve Erdoğan’ın konuşması da Türkiye’nin bu tartışmada hangi noktada durduğunu bir kez daha açık biçimde ortaya koydu.

Şimdi asıl mesele, kürsülerde söylenen sözlerin ötesine geçebilmek…

Çünkü dünya artık sadece kimin ne söylediğine değil, söylenenlerin sahada neye dönüştüğüne de bakıyor.

New York’taki kürsü kapandı.

Ama Gazze tartışması kapanmadı.

Asıl sınav şimdi başlıyor.