Uyuşturucuyla mücadelede yıllardır bildiğimiz bir tablo var:
Sokakta torbacı yakalanır, operasyon yapılır, birkaç kişi gözaltına alınır, bir miktar uyuşturucu ele geçirilir ve haber bültenlerinde “başarılı operasyon” başlıkları atılır.

Elbette bunların tamamı önemlidir.

Ama asıl mesele şudur:
Torbacı nereden uyuşturucu alıyor? Paranın kaynağı nerede? Bu uyuşturucuyu kim finanse ediyor? Kim dağıtıyor? Kim koruyor? Kim bu kirli parayı aklıyor?

İşte Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “suçu besleyen finansal damarlara yöneliyoruz” yaklaşımı tam da burada önem kazanıyor.

Bakan Gürlek, uyuşturucu ticaretinin yanı sıra suçtan elde edilen gelirlerin finansal sisteme sokulmasına, yasa dışı bahis ve organize suç yapılarına karşı devletin tüm kurumlarıyla sahada, dijital mecralarda ve finansal sistem içerisinde mücadele yürütüldüğünü ifade ediyor.

Bence uyuşturucuyla mücadelede artık yeni bir sayfa açılması gerekiyor.

TORBACININ ARKASINDAKİ SİSTEM ÇÖKERTİLMELİ

Bir mahallede uyuşturucu satışı yapılıyorsa, orada yalnızca bir torbacı yoktur.

O torbacının üzerinde bir dağıtım ağı vardır.

Onun üzerinde para trafiğini yönetenler vardır.

Onların üzerinde ise çoğu zaman sokakta görünmeyen, lüks hayatlar süren, parayı farklı kanallardan dolaştıran organizatörler vardır.

İşte devletin ulaşması gereken asıl nokta burasıdır.

Çünkü torbacıyı yakalayıp sistemi bırakırsanız, ertesi gün aynı sokakta başka bir torbacı ortaya çıkar.

Birini alırsınız, diğeri gelir.

Ama sistemin finansmanını keserseniz, uyuşturucu çetesinin nefes borusunu kesersiniz.

Bu nedenle uyuşturucuyla mücadele yalnızca narkotik operasyonu değildir.

Bu mücadele aynı zamanda mali suçlarla mücadeledir.

Kara parayla mücadeledir.

Organize suçla mücadeledir.

Dijital takip ve istihbarat mücadelesidir.

Ve en önemlisi, gençlerimizi uyuşturucunun pençesinden kurtarma mücadelesidir.

“UYUŞTURUCU ÇORBACILARI” DA MASAYA GELMELİ

Sokaktaki tabirle söyleyelim:
Torbacıyla mücadele şart.
Ama sadece torbacıyla mücadele yetmez.

Uyuşturucunun parasını sağlayan, sevkiyatını organize eden, dağıtım ağını kuran, kazancı farklı hesaplara ve şirketlere aktaran, mal varlığını gizleyen ve bu kirli düzenin devam etmesini sağlayan herkes bu zincirin parçasıdır.

Dolayısıyla hedef yalnızca “uyuşturucu baronu” olarak bilinen büyük isimler de olmamalı.

Uyuşturucunun mahalle ayağı, finans ayağı, lojistik ayağı, dijital ayağı ve siyasi-sosyal bağlantıları varsa bunların tamamı hukuk çerçevesinde ortaya çıkarılmalı.

Burada önemli olan bir başka konu da şu:
Devlet operasyon yaparken suçlu ile suçsuzu birbirinden ayırmalı, herkes hakkında somut delil üzerinden hareket etmeli ve hukuk devletinin bütün kurallarına bağlı kalmalıdır.

Çünkü uyuşturucuyla mücadele ne kadar sert olursa olsun, adalet çizgisinden ayrılmadığı sürece güçlüdür.

MAHALLEDEKİ ÇOCUKTAN BARONA UZANAN ZİNCİR

Uyuşturucu meselesini yalnızca adliye veya emniyet koridorlarında değerlendirmek de eksik olur.

Çünkü uyuşturucu önce mahalleye giriyor.

Sonra okul çevresine yaklaşıyor.

Sonra gençlerin arkadaş gruplarına sızıyor.

En sonunda bir ailenin ocağına ateş düşürüyor.

Bu nedenle mücadele suçun kaynağına kadar gitmeli.

Bir mahallede uyuşturucu satılıyorsa, o mahallenin ekonomik ve sosyal yapısı da incelenmeli.

Kimler bu işi yapıyor?

Kimler bu kişilere lojistik destek sağlıyor?

Uyuşturucu parası nereden geliyor?

Nereye gidiyor?

Hangi araçlar kullanılıyor?

Hangi işletmeler üzerinden para aklanıyor?

Hangi dijital ağlar kullanılıyor?

Kimler bu yapıların içerisinde?

İşte gerçek mücadele bu soruların tamamına cevap aramaktır.

76,3 MİLYAR LİRALIK İŞLEM HACMİ NE ANLATIYOR?

10 Temmuz 2026 tarihli açıklamalarda İstanbul merkezli soruşturmalarda 76,3 milyar liralık işlem hacminin tespit edildiğinin açıklanması, suç ekonomisinin yalnızca birkaç sokak satıcısından ibaret olmadığını gösteren çarpıcı bir örnek olarak karşımıza çıkıyor.

Bu rakam bize bir gerçeği hatırlatıyor:
Suçun arkasında para varsa, mücadele de paranın izini sürmek zorundadır.

Bugün uyuşturucudan kazanılan para yarın başka bir sektörde karşımıza çıkabilir.
Bir araçta…

Bir gayrimenkulde…

Bir şirkette…

Bir dijital platformda…

Bir paravan işletmede…

Ya da başka bir suç ekonomisinin finansmanında

Bu nedenle uyuşturucuyla mücadelede “para nereden geldi, nereye gitti?” sorusu en az “uyuşturucu nerede bulundu?” sorusu kadar önemlidir.

DEVLETİN ELİ MAHALLEYE DE UZANMALI

Burada “mahalleye uzanmak” ifadesini özellikle kullanıyorum.

Çünkü suç örgütleri sadece büyük şehirlerin karanlık dünyasında yaşamıyor.

Mahallelerde de yapılanıyorlar.
Gençleri kullanıyorlar.

Çocukları kendilerine çekmeye çalışıyorlar.

Kolay para vaadiyle gençleri suçun içine sokuyorlar.

Bir çocuğu torbacı haline getiren mekanizma ortaya çıkarılmadan, yalnızca o çocuğu yakalamak sorunu çözmez.

O çocuğu kim kullandı?

Parayı kim verdi?

Uyuşturucuyu kim teslim etti?

Kim talimat verdi?

Kim kazandı?

İşte sorulması gereken sorular bunlar.

ARTIK HEDEF SADECE ELDEKİ UYUŞTURUCU OLMAMALI

Türkiye'nin uyuşturucuyla mücadelesinde yeni dönemin en önemli farkı bence burada ortaya çıkabilir:

Uyuşturucuyu yakalamak kadar, uyuşturucunun ekonomisini çökertmek.

Uyuşturucu baronlarının servetlerine, suç örgütlerinin finans kaynaklarına, kara para trafiğine, paravan şirketlere, dijital para hareketlerine, lojistik ağlarına, dağıtım zincirlerine, mahallelerdeki yapılanmalara kadar uzanan bir mücadele…

Bakan Gürlek’in işaret ettiği “finansal damar” meselesi bu açıdan son derece önemli.
Çünkü suç örgütlerinin silahı kadar parası da vardır.

Parayı keserseniz örgüt zayıflar.
Parayı takip ederseniz örgütün bağlantılarını görürsünüz.
Paranın kaynağına ulaşırsanız, sokaktaki torbacıdan çok daha yukarıdaki isimlere ulaşma ihtimaliniz artar.

GENÇLERİMİZ İÇİN MÜCADELE EDİYORUZ

Bu mesele aslında bir güvenlik meselesinden çok daha fazlasıdır.

Bu bir gelecek meselesidir.

Uyuşturucuya düşen her genç, sadece kendi hayatını değil, ailesinin hayatını da etkiliyor.

Bu nedenle devletin kararlı mücadelesinin toplum tarafından desteklenmesi gerekiyor.

Ama mücadele yalnızca operasyonlarla da sınırlı kalmamalı.

Aile, okul, öğretmen, yerel yönetim, güvenlik birimleri ve sivil toplum aynı hedef etrafında buluşmalı.

Çünkü uyuşturucu çeteleri bir gencin zayıf anını kollarken, devletin ve toplumun bütün kurumları o gencin yanında olmalıdır.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in ortaya koyduğu yaklaşımın en önemli tarafı, suçla mücadeleyi yalnızca suçun görünen yüzüne değil, suçu besleyen ekonomik ve finansal yapıya yöneltme iradesidir.

Türkiye'nin ihtiyacı olan da budur.

Torbacı yakalanacak.

Ama torbacının arkasındaki dağıtıcı da bulunacak.

Dağıtıcının arkasındaki finansör de bulunacak.

Finansörün parasını aklayan da ortaya çıkarılacak.

Uyuşturucu baronu da hukuk önünde hesap verecek.

Ve bütün bunlar yapılırken suçun mahalledeki kaynağı da kurutulacak.

Çünkü mesele bir torbacıyı yakalamak değil.

Mesele, yeni torbacıların ortaya çıkmasını sağlayan sistemi çökertmektir.

Uyuşturucuyla mücadelede artık hedef sadece “kim satıyor?”
sorusu olmamalı.

Asıl soru şu olmalı:
“Kim finanse ediyor, kim organize ediyor, kim kazanıyor ve bu kirli para nereye gidiyor?”

İşte suçun kaynağına giden yol, tam da bu soruların cevaplarından geçiyor.