Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan'ın AK Parti'ye katılmasının ardından Ankara siyasetinde gözler bir kez daha Keçiören'e çevrildi.

Aslında bunun şaşılacak bir tarafı yok.

Keçiören, yalnızca Ankara'nın büyük ilçelerinden biri değil. Nüfusu, siyasi ağırlığı, sosyolojik yapısı ve Ankara siyasetindeki karşılığıyla başlı başına önemli bir merkez.

Üstelik Özarslan'ın CHP'den ayrılıp AK Parti'ye katılmasıyla birlikte ilçenin Ankara siyasetindeki ağırlığı daha da arttı.

Nitekim Sayın Özarslan da yeni dönemin temel gerekçesini hizmet üzerinden tarif etti. AK Parti'ye katılırken kararının Keçiören'e daha güçlü hizmet götürmek, ihtiyaçlara daha hızlı cevap vermek ve vatandaşın beklentilerine daha geniş imkânlarla karşılık vermek amacı taşıdığını söyledi.

Geçtiğimiz günlerde Bağlum Stadı'nda bu yıl ikincisi düzenlenen Geleneksel Taha Akgül Karakucak Güreşleri'nin final müsabakalarını izlemek için oradaydım.

Gerçekten de güzel hazırlanmış bir organizasyon vardı.

Daha iyi reklamı yapılıp duyurulsa idi ilgi daha da fazla olurdu.

Türkiye'nin farklı bölgelerinden ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen pehlivanlar kıyasıya mücadele etti. Ata sporumuz güreşin bütün heyecanı Bağlum Stadı'na yansıdı.

Ben de Başkan Özarslan'ın bu mutlu gününde yanında olmak istedim. Alana protokol çadırına geçtiğimde Keçiören Belediye Başkanlığı Özel Kalem Müdürü Ülkü hanım, her zaman olduğu gibi Başkanının yanında sahadaydı.

Bir taraftan; etrafındaki telsizli belediye görevlilerine, kulaklıklı mikrofonlu alan firma görevlilerine talimatlalar veriyor bir taraftan da başkanını alandaki programını yönlendiriyordu.

Her ne kadar bazı etkinliklerde özel güvenlik koruması olduğu gerekçesi ile eleştirilse de Özel Kalem Müdürü güreşlerde Başarılı bir grafik çiziyordu.

Protokol bölümünde Kırıkkale Federasyonu Başkanı Cemal Sertkaya ile karşılaştık. Birlikte , Hemen önümüzde oturan Başkan Özarslan'a dönerek:

“Başkanım, hayırlı olsun. Güreşler çok güzel olmuş.” dedik.

Fakat benim Başkan Özarslan'a söylemek istediğim başka bir şey daha vardı.

AK Parti’ye geçişten sonra gerek özel kalem, gerekse basın ve halkla ilişkiler birimleri üzerinden kendisinden randevu talep ettik.

Amacımız aslında çok basit.

Bir araya gelmek, kendisine hayırlı olsun demek, Keçiören'i konuşmak ve elbette geçişten hemen önce aldığımız sözün yerine getirilmesini sağlamak; Kanal 5 ekranlarında kendisini konuk etmek.

Bugüne kadar bu görüşmeyi maalesef yoğun olduğu için gerçekleştiremedik.

Oysa farklı organizasyonlarda defalarca karşılaştık. Kanal 5 mikrofonunu kendisine uzattım. Görüşlerini aldım. Açıklamalarını haberleştirdim. Programlarım da kimi zaman eleştirdim kimi zaman hizmetlerini takdir ettim.

Bağlum'daki güreşler bu açıdan benim için iyi bir fırsattı.

Kartvizitimi çıkardım. “Başkanım, Mesut Özarslan’dan randevu almak istiyorum. Yardımcı olur musunuz?” dedim.

Bir an duraksadı, şaşırdı.

Ben bir kez daha:

“Başkanım sizden randevu istiyoruz.” deyince meseleyi anladı.

Yoğunluğundan söz etti. Ardından da şu cümleyi söyledi:

“Hayırlı olsun demek için büyük bir teveccüh var. İnanın Bakanlar, milletvekilleri sırada.”

Doğrusu bu cümle beni hem gülümsetti hem düşündürdü.

Çünkü gerçekten de bugün Özarslan'ın kapısını çalanların sayısı, bundan birkaç ay öncesine göre çok daha fazla.

Bakanlar...

Milletvekilleri...

AK Parti yöneticileri...

Teşkilat mensupları...

Siyasetçiler...

Herkes Keçiören Belediye Başkanı ile görüşmek, yeni dönemi konuşmak istiyor.

Ama tam da burada medyanın da söyleyecek bir sözü var.

Sayın Özarslan, AK Parti'ye katılırken “kapılarımız herkese açık olmaya devam edecek” mesajı verdi.

Bence bu cümle yeni dönemin en önemli cümlelerinden biri.

Çünkü Keçiören'in ihtiyacı yalnızca siyasi destek değil.

Keçiören'in ihtiyacı güçlü bir iletişim.

Belediye ile vatandaş arasında...

Başkan ile esnaf arasında...

Başkan ile mahalle arasında...

Ve elbette belediye ile medya arasında...

Bugün Keçiören Belediyesi'nin gündemine baktığımızda yalnızca siyasi tartışmalar görmüyoruz.

Üretici pazarlarıyla üretici ve tüketiciyi buluşturmaya yönelik çalışmalar var.

Çocuk ve gençlere yönelik ücretsiz yaz spor okulları var.

TEKNOMER üzerinden teknoloji ve girişimcilik çalışmaları var.

Engelsiz Sohbet Evi gibi sosyal belediyecilik uygulamaları var.

Mahalle buluşmalarıyla vatandaşın talep ve önerilerini doğrudan yönetime taşıma çabası var.

Bunların her biri ayrı ayrı konuşulmayı, tartışılmayı ve kamuoyuna anlatılmayı hak ediyor.

Çünkü belediyecilik yalnızca asfalt, kaldırım ve park yapmak değildir.

Bir ilçenin çocuklarına spor imkânı sunmak da belediyeciliktir.

Gençlerini teknolojiye yönlendirmek de...

Üreticiyi desteklemek de...

Engelli vatandaşın sosyal hayata katılımını kolaylaştırmak da...

Vatandaşın başkana doğrudan ulaşabilmesini sağlamak da...

Ve bütün bunları kamuoyuna doğru anlatabilmek de belediyeciliğin bir parçasıdır.

İşte tam bu noktada medya devreye giriyor.

Medya yalnızca belediyenin yaptığı etkinliği haberleştiren bir mecra değildir.

Medya hafızadır.

Gazeteci başkanın yaptığı hizmeti de görür.

Eksik kalan tarafı da...

Vatandaşın beklentisini de bilir.

Esnafın derdini de...

Mahallenin sorununu da...

Bir hizmet kamuoyuna yeterince anlatılmadığında bunu gündeme getirir.

Bir hizmet yanlış anlaşıldığında doğrusunu sorar.

Bir vatandaşın sesi duyulmadığında o sesi başkana taşır.

Bazen de başkanın yaptığı ama anlatamadığı bir işi kamuoyuna anlatır.

Dolayısıyla belediye başkanı ile gazeteci arasındaki ilişki, sadece “haber yapalım” ilişkisi değildir.

Bu ilişki aynı zamanda şehir yönetiminin iletişim kanallarından biridir, yönetişimdir.

Sayın Özarslan'ın önünde şimdi yeni bir siyasi dönem var.

Üstelik kendisinin de ifade ettiği gibi bu dönemde Ankara'da kapısını çalacak çok sayıda siyasetçi olacak.

Bakanlar gelecek.

Milletvekilleri gelecek.

Teşkilat gelecek.

Büyük ihtimalle Ankara'nın siyasi gündeminde Keçiören'in ağırlığı daha da artacak.

Bundan memnuniyet duyarız.

Çünkü Keçiören'in Ankara'daki ağırlığının artması, doğru kullanıldığında Keçiören'in meselelerinin daha güçlü biçimde Ankara'ya taşınması anlamına gelir.

Fakat bunun bir de diğer tarafı var.

Ankara'nın medyası da burada.

Bizler bu şehrin sokaklarındayız.

Keçiören'de ne olduğunu takip ediyoruz.

Vatandaş ne diyor, esnaf ne düşünüyor, hangi mahallede hangi sorun var, hangi hizmet beğeniliyor, hangisinden şikâyet ediliyor; bunları görüyoruz.

Dolayısıyla bizim görevimiz sadece alkışlamak değil.

Gerektiğinde soru sormak.

Gerektiğinde eleştirmek.

Gerektiğinde yapılan güzel bir işi hakkını vererek anlatmak.

Bağlum'da Başkan Özarslan'a “randevu” meselesini açtığımda bana verdiği ikinci cevap ise benim için daha önemliydi.

“En kısa sürede Kanal 5 Televizyonu'nu ziyaret edeceğim, programınıza katılacağım.”

Bu sözü burada bir kez daha hatırlatmış olalım.

Biz davetimizi yineliyoruz.

Gelin bir çay içelim.

Keçiören'i konuşalım.

Ankara'yı konuşalım.

Yeni dönemi konuşalım.

Keçiören'in sorunlarını, projelerini, hedeflerini konuşalım.

Bakanların ve milletvekillerinin sırada olduğu bu yoğun siyasi gündemin içinde, bir de şehrin sesini dinleyelim.

Çünkü siyasetçinin güçlü olması kadar ulaşılabilir olması da önemlidir.

Bir belediye başkanının etrafındaki kalabalık ne kadar büyük olursa olsun, o kalabalığın dışında kalan sesleri duyabilmesi daha da değerlidir.

Sayın Özarslan'ın yeni dönemde “halka hizmet belediyeciliği” vurgusunu yalnızca bir siyasi söylem olarak bırakmayacağına inanıyoruz.

Bunun yolu da biraz sahadan, biraz vatandaştan, biraz teşkilattan ve elbette biraz da medyadan geçiyor.

Şimdi Ankara'nın merak ettiği de biraz bu.

Bu yeni siyasi tablonun Keçiören'e yansıması ne olacak?

Bağlum'daki güreşlerde Başkan Özarslan'a sorduğumda ise cevabı olan "Çok yoğunum, randevu talepleri var. Bakanlar, milletvekilleri sırada.” sözüi ile mi anlam bulacak?