Bazı dosyalar vardır; aradan yıllar geçse de kapanmaz.

Çünkü o dosyaların içinde yalnızca bir olay değil, bir milletin vicdanı vardır.

Merhum Büyük Birlik Partisi Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki heyetin 25 Mart 2009 tarihinde meydana gelen helikopter kazasında hayatını kaybetmesi de işte böyle bir dosyadır.

Yıllardır kamuoyunda “Bu olayın bütün yönleri ortaya çıkarıldı mı?”, “Gerçekten tüm sorumlular ortaya çıkarıldı mı?” soruları soruluyor.

Muhsin Yazıcıoğlu’nun sevenleri, dava arkadaşları ve milyonlarca vatandaş, sadece bir kaza raporu değil; eksiksiz bir hakikat bekliyor.

Adalet Bakanı Akın Gürlek’in son açıklaması bu nedenle dikkat çekiciydi.

Soruşturmanın çok yönlü sürdürüldüğünü, 29 şüpheli hakkında işlem yapıldığını, 19 kişinin tutuklandığını ve dosyada FETÖ/PDY bağlantıları, ByLock yazışmaları, mahrem yapılanma ilişkileri ile Adil Öksüz bağlantısına kadar uzanan birçok unsurun değerlendirildiğini açıkladı.

Aslında bu açıklamanın en çarpıcı cümlesi şuydu:
“Soruşturmanın ucu nereye uzanırsa uzansın, devletimiz hukuk içinde sonuna kadar gidecektir.”

Bu cümle, sadece bir hukuk metni değildir; aynı zamanda kamu vicdanına verilmiş bir taahhüttür.
Çünkü 15 Temmuz’dan sonra gördük ki FETÖ, devletin en kritik kurumlarına kadar sızmış, delilleri karartmaktan bilgi akışını manipüle etmeye kadar birçok karanlık yöntemi kullanmıştır.

Muhsin Yazıcıoğlu dosyasının da bu çerçevede yeniden ve derinlemesine incelenmesi, yalnızca geçmişi aydınlatmak değil; devletin kendi içindeki karanlık yapılara karşı verdiği mücadelenin de bir parçasıdır.
Elbette hukuk devleti olmanın gereği, herkes için masumiyet karinesine saygı göstermektir.

Suçluluk ancak mahkeme kararıyla kesinleşir. Ancak soruşturmanın genişletilmesi, yeni delillerin değerlendirilmesi ve örgütsel bağlantıların araştırılması da adaletin doğal gereğidir.

Bugün toplumun beklentisi çok nettir: Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, eğer bu olayın aydınlatılmasını engelleyen bir yapı veya kişi varsa ortaya çıkarılmalıdır. Çünkü adalet, sadece suçluyu cezalandırmak değil; şüpheyi ortadan kaldırmaktır.

Muhsin Yazıcıoğlu, Türk siyasetinde dik duruşu, milli hassasiyetleri ve mücadeleci kişiliğiyle iz bırakmış bir isimdi. Onun ardından kalan en büyük emanetlerden biri de “hakikatin peşinden gitme” iradesidir.

Bu nedenle Adalet Bakanı Akın Gürlek’in “ucu nereye varırsa varsın” sözü, sadece bir dosyaya değil, devletin adalet iddiasına yönelmiş bir kararlılık mesajı olarak okunmalıdır.

Milletin beklentisi artık tek bir cümlede özetleniyor:
Gerçek neyse ortaya çıksın; ucu nereye varırsa varsın.