13 Şubat Cuma gecesi TV100 ekranlarında yaşanan bir an, siyasetin dil üzerinden nasıl şekillendiğini bir kez daha gösterdi.
Ak Parti Ankara İl Başkanı Hakan Han Özcan, canlı yayında CHP’ye yakınlığıyla bilinen gazeteci İsmail Dükel ile tartışırken, programın akışını değiştiren bir müdahalede bulundu.
Dükel’in konuşması sırasında ısrarla “AKP” ifadesini kullanması üzerine Özcan sözünü keserek, “AKP değil, AK Parti. Ben size ‘İSO’ diyor muyum?” dedi.
Canlı yayındaki bu isim düzeltmesi kısa sürede sosyal medyada gündem oldu.
Tartışma büyümedi; aksine Dükel, Özcan’ın uyarısından sonra “AK Parti” diyerek konuşmasına devam etti.
Ancak o birkaç saniyelik müdahale, sembolik açıdan oldukça güçlüydü.
Kamuoyunda çoğu zaman farklı şekillerde telaffuz edilen Adalet ve Kalkınma Partisi, resmi olarak tüzük gereği de “AK Parti” kısaltmasını kullanıyor.
Parti yöneticileri uzun yıllardır “AKP” kullanımına mesafeli duruyor ve bunun doğru bir ifade olmadığını vurguluyor.
Bu hassasiyet, yalnızca teknik bir kısaltma tercihi değil; kurumsal kimlik meselesi olarak görülüyor.
Özcan’ın çıkışı tam da bu noktada anlam kazanıyor. Ankara İl Başkanı sıfatıyla canlı yayında yaptığı müdahale, bir kelime düzeltmesinden öte, “kurumsal isim hassasiyeti” mesajıydı.
Siyasette zamanlama önemlidir. Özellikle canlı yayın gibi kontrolün sınırlı olduğu ortamlarda verilen anlık tepkiler, liderlik refleksi olarak değerlendirilir.
Bu müdahale iki farklı biçimde okunabilir.
Destekleyenler açısından bu, partinin adının doğru kullanılmasına yönelik net bir duruştur.
Eleştirenler ise içerik tartışması yerine semboller üzerinden polemik üretildiğini savunabilir. Fakat tartışmasız bir gerçek var: Türkiye’de siyasi dil artık başlı başına bir mücadele alanı.
“AKP” ve “AK Parti” ayrımı yıllardır yalnızca bir kısaltma farkı değil, aynı zamanda bir siyasi konum göstergesi olarak algılanıyor.
Bir taraf için teknik bir ifade, diğer taraf için bilinçli bir tercih anlamı taşıyabiliyor. Bu nedenle Özcan’ın “Ben size İSO diyor muyum?” çıkışı, kişisel değil sembolik bir karşılaştırma içeriyordu: “İsimler önemlidir.”
Bu olay bize şunu hatırlatıyor: Siyaset sadece büyük kavramlarla değil, küçük kelimelerle de yapılır. Bir harf eksik ya da fazla olabilir; ama o harf, temsil edilen kimliğin nasıl görüldüğüne dair bir mesaj barındırabilir.
Sonuçta canlı yayındaki tartışma büyümedi. Ancak geriye şu soru kaldı: Türkiye’de siyasetin dili, kavramları mı konuşacak yoksa kelimeleri mi?
Bazen bir harf, bir partinin kendini nasıl tanımladığı kadar; karşı tarafın onu nasıl tanımlamak istediğini de ortaya koyar. Ve siyaset tam da bu gerilim hattında şekillenir.
Programın bir saatlik tartışmalı geçen, Başkan Özcan’ın haklı çıkışları dışında insanların hafızasında kalan sadece
“Ben Size İSO diyor muyum” bölümüydü.
Saygılarımla.