Ortadoğu’da dengeler yeniden değişiyor.
İsrail’in Suriye’deki Ebu Zuhur Hava Üssü’ne düzenlediği saldırı, sadece bir askeri operasyon olarak değerlendirilemez. Bu saldırının arkasında Suriye’nin geleceği, bölgesel güç dengeleri ve Türkiye’nin sahadaki konumu var.
Tam da bu noktada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın verdiği mesaj büyük önem taşıyor.
Türkiye, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından yana.
İsrail ise kendi güvenlik anlayışı doğrultusunda Suriye’de istediği noktaya müdahale edebileceği mesajını veriyor.
İşte asıl gerilim burada başlıyor.
Erdoğan’ın mesajı neden önemli?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suriye politikasının temelinde, Türkiye’nin güvenliği ile Suriye’nin istikrarının birbirinden ayrı düşünülemeyeceği anlayışı bulunuyor.
Ankara açısından Suriye’nin parçalanması, yeni terör alanlarının ortaya çıkması ve bölgenin sürekli çatışma içinde tutulması kabul edilebilir değil.
İsrail’in Suriye’ye yönelik son saldırısı da bu nedenle Ankara’da ciddi bir rahatsızlık oluşturdu.
Türkiye’nin verdiği mesaj açık:
Suriye’nin geleceğine dışarıdan müdahale edilmemeli.
Bu mesaj aslında yalnızca İsrail’e değil, Suriye üzerinde hesabı olan bütün aktörlere yönelik.
İsrail neden Türkiye’den rahatsız?
Çünkü Türkiye artık Suriye denkleminde sıradan bir ülke değil.
Türkiye’nin Şam yönetimiyle geliştirdiği ilişkiler, güvenlik politikaları ve bölgedeki etkisi giderek daha fazla önem kazanıyor.
İsrail ise Suriye’de kendisine tehdit oluşturabilecek herhangi bir askeri yapılanmanın güçlenmesini istemiyor.
Dolayısıyla Türkiye ile İsrail’in Suriye’ye bakışında ciddi bir stratejik ayrışma ortaya çıkıyor.
İsrail güvenlik gerekçesiyle müdahale alanını genişletmek isterken, Türkiye Suriye’nin egemenliğinin ve toprak bütünlüğünün korunmasını savunuyor.
Türkiye savaşa mı hazırlanıyor?
Hayır.
Türkiye’nin güçlü olması, savaş istediği anlamına gelmez.
Tam tersine, güçlü bir Türkiye’nin en önemli avantajı caydırıcılığıdır.
Ankara’nın yapması gereken; bir taraftan Türkiye’nin kırmızı çizgilerini korurken diğer taraftan İsrail ile doğrudan çatışmaya sürüklenmemektir.
Çünkü Ortadoğu’da bugün en tehlikeli senaryo, planlanmış bir savaş değil, kontrolden çıkan bir gerilimdir.
Bir yanlış hesap, bir yanlış hedef, bir yanlış füze…
Bütün bölgeyi çok daha büyük bir krizin içine sürükleyebilir.
Erdoğan’ın önündeki sınav
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önündeki denklem kolay değil.
Suriye’nin toprak bütünlüğü korunacak.
Türkiye’nin güvenliği sağlanacak.
Terör tehdidine izin verilmeyecek.
İsrail’in bölgedeki tek taraflı müdahalelerine karşı diplomatik ve gerektiğinde caydırıcı bir duruş sergilenecek.
Ama bütün bunlar yapılırken Türkiye gereksiz bir savaşın içine çekilmeyecek.
İşte devlet aklı tam da burada ortaya çıkıyor.
Ne geri adım atmak ne de provokasyona teslim olmak.
Türkiye’nin ihtiyacı olan politika budur.
Son söz
İsrail’in Suriye’deki hava üssüne saldırısı, aslında yeni Ortadoğu denkleminin önemli işaretlerinden biri.
Türkiye artık bu denklemin dışında değil.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın vereceği her mesaj, sadece Ankara’da değil; Şam’da, Tel Aviv’de, Washington’da ve bölgenin diğer başkentlerinde dikkatle takip ediliyor.
Çünkü mesele artık sadece Suriye değil.
Mesele, Ortadoğu’nun geleceğinde kimin söz sahibi olacağı.
Ve Türkiye’nin cevabı net olmalı:
Türkiye kendi güvenliğinden de, bölgedeki barıştan da vazgeçmeyecek.
Erdoğan’ın önündeki en önemli görev ise bu iki hedefi aynı anda gerçekleştirebilmek.
Çünkü bugün Ortadoğu’nun ihtiyacı yeni bir savaş değil;
güçlü, dengeli ve Türkiye’nin de söz sahibi olduğu yeni bir düzen.